RAMAZAN AYINI “ORUÇ AYI YAPAN” ÖNEMLİ OLAYLAR -3
01 Nisan 2025, Salı 20:09İslam’ın doğuşuyla ilgili şöyle bir görüş vardır!
Demişler ki; “İslam’ın doğuşu ve peygamberin eğitimi, tümüyle tedricidir/aşamalıdır! Yani nebi tedrici olarak peygamberleşmiştir, aşamalı olarak Kuran ile buluşmuştur! Kuran da tedrici olarak şimdiki haline gelmiştir! Yani peygamberin toplumda baş gösteren hadiseler ile ilgili hangi ayetlerin nazil olması gerektiği hususlar, sorulan sorular içerisinde hangi soruya cevap verilmesi, nelerin söylenip nelerin söylenmemesi meselesi, o toplumda nelerin dinamik olduğu ve nelerin olması gerektiği durumlar, bunların tümü, Kur’an’ın tek seferde nazil olduğunu kabullenmeye engel teşkil etmektedir!”
Daha açıkçası, Kur’an’ın aşamalı olarak elde edilme dinamizminin ondan alınıp, yerine ruhsuz ve asırlarca “levh-i mahfuz”da tozlanmış ve aniden peygamber döneminde üzerinden örtünün kaldırılması sonucu yüzünün ortaya çıkması, Kur’an’ın topluca nazil olması görüşünü kabule engel teşkil etmektedir!
Özetlersek; Kuran’ın nüzulü görüş hususunda ortaya 2 görüş çıkmış ve bunlardan birini tercih etme işi sizlere kalmıştır! Fakat müfessirlerin kendi aralarındaki ihtilafları, bu söylediklerimdir!
İşte Kadir suresinde örtülü durumların bulunduğunu söylememin sebebi, buradan başlıyor!
Fakat Kuran’dan bir bölümünün ramazan ayı içerisinde nazil olması hususunda asla şüphe yoktur! Tüm tarihçiler ve özellikle de İbn Hişam’ın siyresi şöyle yazmıştır: “Peygamber (s) ramazan ayında Alak suresinin ilk 5 ayetine muhatap olmuştur!”
İbn Hişam’ın yazdığına göre (ki bu da İbn İshak’ın tarihinden özet çıkarmıştır!) Hz. Peygamber (s) ilk eşi Hatice’ye şöyle demiştir:
-“Biri gelip beni birkaç kez sıktı ve bana “oku” dedi. Ben “okuma bilmem” dedim. Tekrar beni sıktı ve “oku” dedi. Böylece 3 kez bunu yaptı ve ben her seferinde “okuma bilmem” dedim. O da bana şunları öğretti” deyip Alak suresinin ilk 5 ayetini okudu!
Buradan hareketle diyebiliriz ki, Kuran’ın bir bölümü ramazan ayı içerisinde nazil olmuştur. Fakat soru, Kuran’ın tümünün o ay içerisinde nazil olup olmadığıyla ilgilidir!
Kadir suresi hususunda ikinci nokta da şudur: “Acaba kadir suresinde geçen “biz kadir gecesinde onu nazil ettik” ayetindeki “Kadir” kelimesinin anlamı nedir ve bundaki kasıt ne olabilir?
Şöyle diyebiliriz: “Kadir” kelimesinin birden çok anlamı vardır. Kimi müfessirler “kadir”in, “kudret” kökünden geldiğini söylerler. O taktirde ayetin anlamı şöyle olur: “Biz bu Kuran’ı ilahi kudretin tecelli ettiği gecede nazil ettik!”
Kimi müfessirlere göreyse, “Kadir” kelimesi “taktir” anlamına gelmektedir. Bu anlamı birçok müfessir söylemiştir! Bu manadaki “kadir”, hem Şii hem de Sünni rivayetlerinde geçmiştir! O halde ayetin anlamı şu oluyor: “Gelecek yıl içerisinde vuku bulacak hadiseleri taktir etmek, bu gecede karar kılınmaktadır!”
Elbette “Kadir” in bu anlamda olduğunu birçok insan da duymuştur. Yani “eceller, rızıklar, işler vs., bu gecede Allah tarafından tayin edilir” denilmiştir! Kısacası “falanın eceli ne zaman tamam olacak, onun rızkı ne kadar bir ölçüde bulunacak, mutluluğu, mutsuzluğu ve yıl boyunca başından geçecek olan hadiseler vs., ta gelecek ramazanın kadir gecesine kadar Allah tarafından tayin edilmektedir” iddiasında bulunulmuştur! Dolayısıyla “kadir” gecesinin, “taktir gecesi” olduğu söylenmiştir!
Bu hususta hem İranlı hem de Sünni olan büyük alim Fahrettin Razi, şöyle demiştir:
-“Ayette geçen “Kadir” kelimesi, “değer” ve “kıymet” olarak yorumlanmalıdır!”
Bence makbul olan da onun bu sözüdür! Çünkü “kadir” in bu anlama geldiğine dair, surenin kendisinde de birkaç şahit söz konusudur! Örneğin surede “biz bunu kadir gecesinde indirdik” dedikten sonra, bu cümlenin peşince; “Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bilirisin?”cümlesi geçmiştir! Bu cümle demek istiyor ki, bu gece çok önemli, azametli ve şerefli bir gecedir! Öyle ki, hatta senin gibi yüce bir peygamber bile bu gecenin azametini idrak edemez!
Sonra, ayetin peşince şu cümle ilave ediliyor: “Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır!”Bu sözü, bu gecenin yüceliği hakkında söylüyor! Yani “bu gece bin aydan daha hayırlıdır” sözü, gecenin önem ve değerini bize bildiriyor!
Dolayısıyla bu ayetlerde ne “taktirden” ve ne de “kudretten” söz ediliyor! Bu surede, asla bu iki anlamla ilgili bir şey mevcut değildir!
Kısacası sure bize şunu anlatıyor:
-“Biz Kuran’ı, çok değerli ve konumu yüce bir gecede nazil ettik! Bu gecenin konum ve şerefi o kadar değerli ki, senin gibi şanı yüce bir peygamber dahi onu idrak edemez! Bu gece, değer ve şeref açısından, bin aydan daha yücedir!”
Dolayısıyla surede yer alan “kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır” cümlesi için yapılacak en güzel tercüme, o gecenin “hayırlı”, “şerefli”, “değerli” ve “önemli” bir gece olduğu tercümesidir! Ve bu gece, ramazan’ ın ikinci on gününden itibaren başlıyor! Kuran da bu gece için “bin aydan daha hayırlıdır” tabirini kullanıyor!
Kimileri bu bin ay meselesinin muhasebesini tutmuş ve hesabını yapmışlardır! Yani bin ayın 80 yıla tekabül ettiğini söylemişlerdir. “Tarihe bakıldığında Emevilerin iktidar dönemlerinin de 80 yıl olduğunu, dolayısıyla da Allah peygamberini müjdeleyerek, “senin için biz bir kadir gecesi karar kıldık ki, o bir gece, Emevilerin 80 yıllık iktidarlarından daha hayırlıdır” dediği iddiasını ortaya atmışlardır!”
Gerçeği söylemek gerekirse, bu türden iddialar bana uyduruk geliyor! Çünkü Kuran’da geçen “bin ay”, zamansal anlamda kastedilmiş değildir! Buradaki “bin ay” dan kastın, “fazlaca ve çokça” gibi çoğulculuk anlamı olmalıdır! Yani bu bin ay sözü, aynen birisine “ben sana bunu yüz kez söyledim”, ya da “sen bu işi yetmiş kez de yapsan” sözleri gibi çokluğu ifade eden sözlere benzemektedir!
Dolayısıyla vermiş olduğumuz örneklerde de olduğu gibi aslında bu rakamlardan o sayıların bizatihi kendisi kastedilmez! Bunlardan kasıt, “çokluk!” olmalıdır. Bundan dolayı diyebiliriz ki “kadir gecesi bin aydan üstündür” sözünden kastedilen şey, o gecenin şeref ve yüceliğinin fazlalığıdır! Hatta şayet Kuran “bu gece yüz bin aydan daha hayırlıdır” deseydi bile, yine de durum değişmezdi!
Kısacası hesap tutmak ve rakamların peşince gitmek, bu ayetin verdiği mesaja bir değer katmamaktadır!
Yani bu gece “nurani” bir gecedir! Çok üstün dereceli bu gecede, hayli değerli ve şerefli olaylar, tarihte ya da peygamberin ruh sahnesinde baş göstermiştir!
Aynı şekilde bu gece, tüm müminlerin ruh sahnesinde çok önemli birtakım etkiler de bırakacak bir gecedir!
Ebu Zer el- Gifari’ nin Peygamberden şöyle sorduğu rivayet edilir:
-“Ya Resulullah! Siz bu dünyadan göç edince, artık “Kadir Gecesi” olmayacak mı?”
Yani demek istiyor ki, “Kadir Gecesi” yalnızca enbiya dönemine has bir gece midir? Peygamber buyurdular ki, hayır! “Bu gece, kıyamete kadar devam edecektir!”
Ebu Zer el- Gifari’ nin bu sözünden anlaşılan o ki, onun içinden “Kadir Gecesi, yalnızca peygamberler için vardır?” düşüncesi geçmiştir! Yani o; “peygamberlerin tümünün de kadir gecesinin bulunduğunu” düşünmüştür!
Elbette ki Ebu Zer’in bu düşüncesi çok önemlidir! Ayrıca bu gece peygamberin, hem “Kadir Gecesi” hem de “Leyletü’l- Vahiy” (Vahiy gecesi) idi! Yani peygamberler elçi olduklarında, gece ya da gündüzleri onlar için bir genişleme de husule geliyordu! İşte peygamberlerin “Kadir Gecesi” budur!
Arifler ve genel halk için de “Kadir gecesi” vardır! Dolayısıyla “Kadir Gecesi” nin kıyamet gününe kadar devam etmesi sözü, doğru bir sözdür!
Şimdi de yukarıda naklettiğimiz ayetten bir sonraki ayeti ele alalım, ayet şöyledir:
-“O gecede Rablerinin izniyle melekler ve ruh, her iş için inerler!”
Bu ayet, gerçekten çözülmesi zor ayetlerden biridir! Yani “ruh ve melekler, bir kısım emirlerle birlikte nazil oluyorlar!” sözünü çözmek zor bir konudur!
Soru şu ki, “acaba bu ruh ve melekler kime nazil oluyor?” Şayet peygamber hayatta olsaydı, denilirdi ki ona nazil oluyor! Fakat peygamber hayatta olmadığına göre, peki şimdi kime nazil oluyorlar?
Şiilerin imamlarından şöyle birtakım rivayetler nakledilmiştir: “Evet, melekler bu gecede bize (yani imamlara) nazil oluyorlar!”
Diğer bir soru da şudur: “Peki, yeryüzüne nazil olan bu melekler, kimin ya da kimlerin işlerini taktir etmek için iniyorlar? Müslümanların mı, Hıristiyanların mı yoksa Hindu ve Çinlilerin işlerini mi taktir etmek için nazil oluyorlar?”
Diğer bir ifadeyle, “Kuran’ın ifade ettiği bu meleklerin Kadir Gecesinde nazil olmaları, acaba tüm dünya insanlarının ecelini, rızkını, işini vs. taktir etmek için midir? Şayet öyleyse, acaba o işleri nasıl tanzim ve taktir ediyorlar?”
Hasılı ayetteki bu sözler hayli örtülü ve meçhul konulardır!
Buradaki büyük sorulardan birisi de şudur:
-“Bizim kaderimiz daha önceden taktir edilmiş ise, bir daha yeniden “Kadir Gecesi” taktir edilmesine ne gerek vardır?” Yani şayet Allah her kesin ölüm, ecel, rızık, doğum vs. gibi durumlarını dünyaya gelmeden önce taktir etmiş ise, peki ikinci defa “Kadir Gecesi” nde niçin ve hangi gerekçeden ötürü bunları taktir etmeyi kendine vazife bilmiştir? Yani bu yılın “Kadir Gecesinden” gelecek yılın “Kadir Gecesine” kadar benim veya sizin başınıza nelerin geleceğini yeniden niçin taktir ediyordur?
Dolayısıyla burada hayli karışık soruların olduğunu söyleyebiliriz! Fakat bu sözler söylenmiş ve üzerinden es geçilmiştir! Yani pek de aydınlığa kavuşturulmamıştır! Bu gecede “taktirlerin tayin edildiği” ne anlama geliyor, melekler nazil oluyor ama kime nazil oluyor ve ne iş yapıyor, planları nelerdir vs. gibi birçok durumlar bilinmiyor! Şayet vahiy için nazil oluyorlarsa, derdik ki bunlar peygambere vahiy getiriyorlar, onun için nazil olmuşlardır! Fakat peygamber olmadığına göre, peki meleklerin buradaki işleri nedir? Şayet birtakım işleri yapmak için nazil oluyorlarsa, o halde o işleri kime nazil ediyor ve kimin yanına gidip mukadderata şekil verip onun listesini çıkarıyorlar?
İşte bu sorular, gerçekten cevapsız kalan sorulardır! Zannedersem bu hususlarda bizlerin de kapıları kapatmamıza bir gerekçe yoktur! Hatta bu hususun aslının olmaması da muhtemeldir! Bunlar, birtakım noktaları nakleden rivayetler de olabilir!
Önemli olan bizim, bu gecenin değeri ve azameti hususunda tefekkürde bulunmamızdır! Bu gecede neler oluyor ve kimler bizlerin işlerini taktir ediyor, Amerikan mı, emperyalistler mi, yoksa melekler mi? Ya da kimler taktir etmiyor? Acaba bizlerin bu hususta müdahale imkânımız olur mu olmaz mı? Bizler ki bizim hakkımızda neleri yazdıklarını ve neleri yazmadıklarını bilmiyoruz! Şayet bunları bilmiyor isek, o halde bu taktirlerin pek de önemi yoktur, çünkü şayet bir işe müdahale imkânımız yok ise, onu bilip bilmememizin de pek önemi olamaz!
Ben şöyle düşünüyorum: “Her ne kadar bu söylediğim işler bu surede çok kısa ve örtülü bir şekilde gelmiş olsa da bizlerin zihinlerini daha fazla kendisiyle meşgul etmemeli ve kargaşa yaratmamalıdır! En iyisi bu gecenin değer ve azameti hususunda tefekkürde bulunup, bu geceye has özel ibadetleri yerine getirmeliyiz!
Bu gecede en önemli husus, her kesin kendi özel ibadetini seçmesidir! Bu gecedeki ibadet, yalnızca namaz kılmak, dua etmek, tesbih çekmek, zikretmek ve secdeye kapanmak değildir. Elbette bunlar da ibadettir! Fakat birisinin ibadeti “tefekkürde bulunmak”, ötekinin ki “mürakebe etmek”, başka birisinin ibadeti de “hayır ve hayrat” işleriyle uğraşıp “iyilik yapmak” olabilir!
Unutmayalım ki bu geceler, çok şerefli ve azametli gecelerdir ve bunlarda yapılan işlerin Allah tarafından bolca ödülleri vardır!
Çünkü bu gecede yapılan ibadetlerin, başka gecelerde yapılanlardan bin kat daha üstün olduğu söylenmiştir!
Şunu da unutmayalım ki bizim tek çeşit ibadetimiz yoktur!
Onlarca çeşit ibadet türlerimiz vardır! İbadet odur ki, onu yapanı harekete geçirsin, ruhuna hareket versin, uçuşa hazır hale getirsin, huzurlu kılsın, hafifletsin ve onu geliştirsin!
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum